Telkırmanın Tarihçesi Ve Bir Öykü

0

Telkırmanın Tarihçesi Ve Bir Öykü Telkırma zanaatkarı Sayın Nebahat Maşalı’nın “İğnedeki Ekmek” adlı kitabından kendisinin izni dahilinde alınmıştır.

17. yüzyıldan günümüze ulaşan bir el sanatı olan telkırma, o dönem kadınlarının başörtüleri uçuşmasın diye buldukları bir yöntem aslında. Başörtülerinin kenarlarına yaptıktan motifleri, ellerinde bulunan tellerle işleyerek kumaşa ağırlık kazandırmışlar. Yapılan işleme esnasında tel, doğası gereği, her adımda kıvrılıp hiçbir kesici âlet kullanılmadan kendi kendine kırdırıldığı için adı da “telkırma” olarak yerleşmiş.

İlk telkırmanın, Bartın Asma’da Kâtip Hasan kızı Hatice Ağaçkıran tarafından yapıldığı söylenir.

Gümüş, bakır, altın tellerle yüzyıllardır göz nuru ile işlenen motifler; genç kız çeyizlerinin vazgeçilmezlerinden olmuştur.

Unutulmaya yüz tutmuş el sanatlarımızdan olan telkırma, 20. yüzyıl sonlarına doğru ise yeniden hayat bulmaya başlamış ve günlük yaşamımıza girmiştir.

 

BİR ÖYKÜ (Telsarma)

Tel kırarken marifetli eller, biz de saralım der diğer yürekler; böylece tarihe geçerler.

Kıskanmış komşunun kızı; Asma’nın Haticesi kırıyorsa teli, sarar Ulus’un Nazmiyesi. Bakarken ağaca, dala, yaprağa, dökmüş içindeki özlemi kasnağa. Kıt kanaat kullandığı ata yadigârı kalemle çizmiş önce el tezgâhında dokuduğu ketene örneğini.

Almış eline telli iğneyi, başlamış teli sarmaya. Bülbül sesiyle de türküler şakımış, telsarma da böyle çıkmış ortaya.

Bartın’da kırmışlar, Ulusla sarmışlar. Sonra birleştirip maharetlerini, ünlerini dünyaya yaymışlar.

0 gününün imkânsızlıkları içinde ortaya çıkan bu zorlu el sanatına, bizler de bugün gereken katkıyı verebilir, tarihî motiflere yenilikler ekleyerek genç kuşaklara aktarabilirsek tarihe borcumuzu ödemiş, ahdi vefayı yerine getirmiş oluruz.

Yüzyıllar öteden gelen bu el sanatımız telkırma ve telsarma, bugünkü hayat şartlarında mesleğimiz, “İğnedeki Ekmeğimiz”oluyor.

Zamanın ne getireceğini bilemeyiz.

Ulaşılmazda ararken enerjiyi, elimizdeki değere vermeliyiz gerçek önemi. Tılsımdır her bir teli, emektedir görkemi. İster şal olarak alın omzunuza, ister örtü yapın masanıza. Çanta olsun kolunuza, eşarp başınıza, kemer belinize… düşleyin.

Varsa merakınız, bir de sabrınız, alın telli iğnenizi elinize, siz de işleyin. Ama lütfen öğrendiğinizi de öğretin. Bu ölümsüz el sanatını doğmamış torunlarınıza tüm sevginizle, hasretinizle iletin.

Şu koskoca bir gerçek ki, ne var elimizde ecdadımızdan miras kalıp da satılmayan. Eh işte birkaç örtü der kimi, anneannemin, ninemin, özümün yüreği diye koklayarak saklar diğeri.

Telkırmayı, telsarmayı yaşadığımız çağa uygulayarak, sandıklardan çıkarıp günlük yaşantımıza parlatarak sokmaya çalışmamın yegâne sebebi; soyumuzun devamı, şanlı geçmişimizin geleceğe taşınmasındaki yerimi alma emelidir.

Tel kırmanın da telsarmanın da nice yüzyıllara ulaşması dileğiyle… Çilekeş ama vakarlı, canım anneciğim Nazmiye Maşalı,

Yaşarken kıymetini bilemediğim, doğurduklarıma yetmeğe çalışırken her çağırdığında yanına gidemediğim ama bir dediğini iki etmediğim, son nefesinde izlediğim, Yaratan’a gelin gönderdiğim anneciğim, ruhun şâd, mekânın cennet olsun.

2 Ağustos 2014 |

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

four × three =

Bartin.biz İletişim & İlan & Reklam & Soru – Bartın Gezi Rehberiniz.
Araç çubuğuna atla