Telkırma Öyküleri – Desen Hikayeleri

0

Telkırma Öyküleri Telkırma zanaatkarı Sayın Nebahat Maşalı’nın “İğnedeki Ekmek” adlı kitabından kendisinin izni dahilinde alınmıştır.

GELİNLİK VE DUVAK

Hep merak ederdim; ailemden, evimden nasıl ayrılacağım, gurbet elde nasıl yuva kuracağım diye. Tek kızıydım evimizin annem gibi; kalbim bende değil, üçündeydi; sevdiğim, annem, babam… sadece kökü bendeydi.

Âdettendi bizde kız; gelinliğini, duvağını kendi işlerdi. Her yüzyılda bir model değişirdi. Sıra bana da geldi. Beni zorlayan çocukken öğrendiğim telkırmayı işlemek değil de örneğini çizmekti. Şartı da; kuşaktan kuşağa miras kalan bu el sanatını anlamlı kılan motiflerle ölümsüzleştirmekti. Annemin kalbini çizdim tam ortaya, babamı yerleştirdim sağına, sevdiğim sen düştün soluna… Köküyse bendim.

Sizi seven; kalpleriyle, kökleriyle ana kucağından, baba ocağından sana gelin gelendim. Ellerimle telkırma işlediğim gelinliğimin, duvağımın adını “KALPLER ve KÖKLER” koydum.

Hem biz çok mutlu olduk hem âdetlerimizin tadına doyduk.

 

KINALIK

Kiraz dallarıyla girdin yüreğime… Daha ne olduklarını anlamadan tutuşturdun elime. Heyecandan cevap bile veremedim, daldaki kirazları yiyemedim. Ama o gün değişti yaşantım. Geleceğe dönük düşlere daldım.

Heyecanla geldim eve; annem sordu elindeki dallar ne diye!.. Gülümsedim; sessizce odama girdim. Sandıktan çıkardığım kırmızı kınalığıma, kiraz dallarını motifledim .

Telkırmayı işlerken hem seni gözledim balkonda hem de kuracağımız yuvayı düşledim. Haber geldi senden; istemeye geriyordunuz. Nasip dedi bizimkiler; kız evi naz evidir, dünürlerin biri gelir, biri gider.

 

Feri kalmadı gözlerimin, mecali kesildi dizlerimin. Verilen süre dolmuştu, sevgimizin simgesi kiraz dalları yerlerini bulmuştu. Düğünümüz muhteşem oldu; tüm sevenlerimiz kınalığımın örneğini merak edip sordu.

Sevdiğim, eşim,

Aşkını ilan ettiğin dallar, yüz yıllardır süregelen telkırmayla, kınalığımda hayat buldu.

 

GÜNDOĞDU

Ah demiş annesi; kızım bak gün doğdu, baban gurbetin yolunu çoktan tuttu.

Ar etmiş sevdalı kız, hasretliğini çektiği gencin yolunu beklerken uyuya kalmaktan, babası çıkarken evden uğurlayamamaktan. Güldürmeliyim, demiş annemin yüzünü, tutmalıyım babama verdiğim sözümü. Almış eline kasnağı gecenin bir yarısı, vermiş tüm sevgisini telli iğneye. Değmeyin keyfine, zorlanmamış geç başladığı için güne… Vermiş tümüyle kendini; annesine sürpriz çizdiği motifine… Eh gençlik, uyuyakalmış elindeki kasnakla, tamamlayınca örneği. Uyan, demiş annesi telaşla. Bir taraftan da kızının elindeki nakısa hayranlıkla bakmakta… Ne demiş bu? Şey, anneciğim… GÜNDOGDU.

 

GÜN BATARKEN

Güzeldir yurdumun her köşesi. Tüm zorluklara rağmen vardır hep neşesi. Kederde de olsa insanları, güler hep yüzleri. Amma biri var ki köy ortasında, yaşadığı her anı basma bağladığı örtüde saklı. Nenem dedikleri, zaman, zaman aklına gittikleri çözmüş işin sırrını. Gurbetten gelmiş köye, fazla açılamazmış kimseye. Yabancı diyarlara göndermiş taze gelinken erini, bir akşam vakti. Çıkar tarladaki çıkımdan, varırmış köyün başına. Otururmuş kendine bellediği taşına; başlarmış tel kırmaya.

Bir taraftan da yakarırmış; “Gün batarken gittin, hadi yine batıyor, nerede kaldın, GEL”.

 

GÜLE KAR YAĞDI

Uzun yıllar önce memleketimde ağanın kızı, köyün yağız, kalender ama en fakir oğluna gönül vermiş. Bunu öğrenen baba çılgına dönmüş. Araya giren hatırı sayılır büyükler kefil olmuşlar ahlakına, dürüstlüğüne gencin. Biricik kızının gözyaşına kıyamayan, bilgelere hayır diyemeyen baba, düğün dernek kurulmasına izin vermiş.

Kader bu ya, Ağustos ayının ortasında, düğün haftasında kar yağmış. Bunu gören baba çağırmış köyün büyüklerini; demiş, durdurun düğünü. İşaret bu. Olur mu artık düğün? Haberi duyan genç kız hazırlıklıymış. Elinde bohçası gelmiş babasının yanma. Hiç konuşmadan açıp çıkarmış telkırma şalını. Ne bu, diye kükremiş babası. Güle kar yağdı kınalığım, babacığım, demiş; taş kalbi eriyivermiş kar gibi.

Ne diyeyim, size mutluluklar dileyeyim, deyip kızı ve damadı ile düğün alayının yolunu tutmuş.

Hep beraber huzur içinde yaşamışlar. Bizlere de bu anı tel kırma örneği olarak bırakmışlar.

 

SARAY BOHÇASI

Babaannem büyüttü beni, annemle babam gurbetteydi. Gözbebeğiydim hepsinin.

Uçan kuştan esirgerdi beni. Kucağına oturtup saçlarımı tararken hep aynı şeyi söylerdi: Benim kızım saraylara layık…

Hayat kısa işte, büyüyorsun yazda kışta. Uçup gidiyor yıllar kuş misali. Sevdim bir evin bir oğlunu. Çağırdılar köye annemi, babamı.

Yaklaşmıştı düğün vakti. Çeyizim hazırdı; sadece son parçaydı elimdeki nakış. Hiç bırakmadan işledim bütün kış. Fabrikada el işi bilip görmeyen annem, merakla açtı sanp sarmaladığım, herkesten sakladığım örneğimi.

Ne güzel… adı ne, dedi babaannem. Saray bohçası dedim. Gülümsedi babam, al işte, saraya gelin veririm anca dersen, samanlığı da saray görür insan.

Aslında hepimiz birer kraliçeyiz, evlerimiz de saraylarımız. Tel kırmalarında yaşatsınlar şanımızı marifetli kadınlarımız.

 

YILDIZLI GECELER

Hayali bile ne güzel, çok uzakta olsanız da size dokunacak diye düşünmek bu el.

Masal gibi dinlemişizdir yıllarca. Çocukluğumuzda her birimizin bir yıldızı vardır gökyüzünde. Aşandır, gelendir, karanlığı delendir diyenlere inanarak hazırladım kardeşimin mezuniyetine telkırma şalını, işledim yıldızlarımı.

Geç kaldılar, dönmediler vakitlice. Nasıl da çarpıyor kalbim delice. Nerede kaldı bunlar?… Meraklanmıştım, gürültüyle çalan kapıyı açtım.

Yıldırım düşmüştü oldukları yere, şükür ki, kardeşim sağ-salim gelmişti eve. İşte uğurum dedi, elindeki tel kırma şalı göstererek.

Yıldızlı geceler!.. Demek ki varmış mucizeler… Hepinize uğurlu telkırma işlemeler.

2 Ağustos 2014 |

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

eleven − five =

Bartin.biz İletişim & İlan & Reklam & Soru – Bartın Gezi Rehberiniz.
Araç çubuğuna atla